Miras Dergisi

Atalet

Atalet, genelde eylemsizlik olarak algılanır. Hani şöyle bir sözlüğü açayım derseniz eylemsizlik, iş yapamama hali olarak karşılığını alırsınız. Semantik anlamı bir kenara bırakacak olursak fizik yasaları bağlamında, atalet kelimesi karşımıza cismin hiçbir harekette bulunmaması olarak değil; devam ettirmekte olduğu hareketin değişmemesi olarak çıkar. Yani bir anlamda momentumun korunmasıdır. Şimdi herkesin, yine incirin çekirdeğinden çıkarttın bir şeyler, dediğini duyar gibiyim. Hiç boşuna uğraşmayın, atalete devam…

Özellikle, atalet kelimesi aklıma her geldiğinde Hristiyan hizmetlerindeki momentumun korunması yasası ile karşı karşıya gelirim. Şimdi nerden çıktı bu yasa derseniz, efendim izahı kolay hiç merak buyurmayın. Yıllardan beri her türlü yeniliği içselleştirmekte geri kalmayan kilise hareketleri, misyonlar ve benzerleri günümüz kilisesinin Hristiyan profili için birçok hizmet dalı oluşturmakta gecikmemiştir. Bu hizmetlerin en önemlilerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz gençlere yönelik hazırlananlardır. Çıkış noktası samimi, anlayış doğru; ama uygulamada momentum sabittir. Yani hazır bir şablonda isimlerin yeri değişir ve olduğu gibi işlemeye devam eder. Hiçbir kültürel adaptasyon olmadan, yapılmış Coni’ye göre uymaz ki Veli’ye, denmeden olduğu gibi uygulanmaya devam eder. Şimdi dur bir dakika, diyenlerinizin sesleri kulağıma kadar geldi; ama yola devam.

Her birimiz düşüncelerimizi yoğunlaştırıp mevcut olan hizmetleri, gençlik toplantılarını gözümüzün önünde canlandıralım. Her sene ne yaparız? Kampa gideriz. Kurabiye yapar, hergün belli pastörlerin gençlik için hazırladığı dersleri dinler ve amatör ruhla hazırlanmış yarışmalar düzenleriz. Yarışmadan kazandığınız üstü yazılı bir t-shirt ve güler yüzle çektirdiğiniz grup fotoğrafıyla döneriz (Güzel). Sonra her ayda bir kez bir gençlik toplantısına katılır, sırasıyla belli başlı pastörlerin vaazlarını dinler, ilahi söyler, “paydaşlık” içerisinde afili bir grup pozu vererek kıyımıza köşemize döneriz (Alâ). Ya da Noel’dir, Paskalya’dır  deyip bir gençlik konferansına katılır, yabancı dilimizi geliştiririz (Well!). Bu toplantıların her birisinden döndüğümüzde ise, bu toplantı bakış açımı değiştirdi, vizyonum arttı, abi ben de hizmet etmek istiyorum, nidaları seslendirilse de aradan belli bir zaman geçer  “Abi, gençleri teşvik edebilecek daha etkili toplantıların düzenlenmesi gerekiyor.”  denir ve başlanıldığı yere geri dönülür.  Buraya kadar yazdıklarımdan ötürü bana oldukça kızgın olmalısınız. Neyse devam edelim. Aslında pikapta aynı plak çalıyor; ama biraz olsun momentumu değiştirelim. Plağın aynı yerinden değil de farklı bir yerinde dinlemeye başlayalım.

Mesela; üniversitedeki dersleri bir kenara bırakıp, o konferans benim bu toplantı senin deyip de her seferinde ayrı bir etkinliğe gençlerimiz çağrılıp derslerinden geri bırakılmasalar da, üniversitelerde başarı oranları yüksek temsilcilerimiz çıksa ve aynı zamanda daha fazla akademik kariyer yapmaya teşvik edilecekleri Mesih’in tuz ve ışık dediği münevver Hristiyan gençlerimizi yetiştirecek hizmetler olsa…

Bu ülkenin gençlerinin dilini anlayacak, sosyal olaylara tepkisiz kalmayacak ve Türkiye’ye özgü ortak bir Hristiyan kültürünü oluşturmak için cemiyet veya sosyal gençlik kulüpleri kurmak adına gençlerin bir araya geldiği çalışmalar yapılsa…

Mesela, Anadolu topraklarında gezip dolaşacak, insanını daha yakından tanıyıp onların dertlerine ortak olacak  ve onlar için dua edecek gönüllü çalışmalar yapılsa…

Şehirlerde yaşayan gençlere yönelik sosyal projeler geliştirebilen gençlik hizmetleri ortaya çıksa…

Tek düze toplantılar yerine, içeriği bizden kokan bu kültüre has toplantılar düzenlemek için çalışma grupları ya da atölyeler kurulsa…

Hizmet etmenin kilisede vaaz vermek, pastör olmak, tapınma grubunda bir enstrüman çalmak vb. şeylerden ibaret olmadığını; ama toplumun her alanında alacağı görevlerde etkinlikleri ile Mesih’in tanıkları olabilecekleri konusunda onlara vizyon verebilecek bir sosyal anlayış geliştirilebilse…

Ne dersiniz hoş olmaz mı? Şimdi biraz olsun birkaç satırda o sabit hareketin değiştiğini görebildik  öyle değil mi? Televizyonda popüler fikir programı yapmaya başladığım zaman gelen konuklarım sayesinde birçok şey öğrenme fırsatım oldu. Bir programıma katılan derin bilgisine hürmet ettiğim saygın bir kilise önderi, aynı kalıptan çıkan tek düze gençlik hizmetleri ile ilgili serzenişini aktarırken özetle şu ifadeleri kullanmıştı. “Türkiye’de gözden kaçırdığımız bir nokta var. Türkiye’de Kutsal Kitap’da varolan kavramların mevcudiyeti söz konusu. Son dönemde bu muhafazakar altyapıya sahip ülkemiz içerisinde yetişen gençlerde, kendi geleneksel inançlarının dahilinde bir günah kavramı yada Yaradan’dan korkma algısı vardır. Bu toplum köklü geleneksel bir altyapıya sahiptir. O zaman bizde bir hata var; ya biz bu kitleyi görmüyoruz ya da olaylara çok seküler, batılı bir şehir algısıyla yaklaşıyoruz. Öyle ki kendi terminolojimizi, mezhepsel algımızı ve kilise örfümüzü  sandalye düzenine, gitar düzenine ya da şu ana dek ne gördüysek onun üzerine kurmuşuz. Bu durumda dışarıdaki yüzbinlerce insan sanki uzaylıymış gibi bir fikre sahip oluyoruz. Birçok kilise önderine sorsanız derler ki: Ya bizim gençler öyle değil, onlar bunu istiyor!  O zaman sorulması gereken şudur. Peki senin gençlerin, hangi caddede ya da kafede gezinen gençler? Öyleyse dışarıdaki milyonlarca gençlik nerede geziniyor? Onların gezindiği yerde sen var mısın?” Shakespeare’in, Hamlet oyunundaki satırları gibi “İşte asıl mesele bu!” dedirtecek bir durum tespitidir. Biz o gençlerin gezdiği yerlerde olabilecek  donanıma  sahip miyiz?  Bu yaptığım söyleşiden de çıkan en önemli sonuç bizim lokal algımızı genellediğimiz gerçeğiydi. Dışarının dilini bilmeden, aynı frekansta olmaksızın bir uyanış beklemek pek de mümkün değildir.

Pavlus iman hayatını herşeyiyle uzun koşulan bir maratona benzetir. Bu bir bayrak koşusudur. Bir önceki nesilden alır diğerine aktarmak için koşarız. Fakat bu koşu aynı zamanda yenilenmek ve bayrağı bir mesafe daha ötesine taşımak demektir. Sabit bir hareketle sadece kendi eksenimiz etrafında döneriz. İleri gitmek için hareketi değiştirmek gerekir. Bunun için yapılması gereken dua etmenin yanısıra süreci iyi gözlemlemek ve bunun sonucunda alınacak dipnotlarla etkili bir yol haritası belirlemektir. Süreci gözlemlemenin en iyi enstrümanlarından bir tanesi de durum değerlendirmesidir. Bu konu da bir şeyleri yazmak, yapıcı olmak ve değerlendirme yapabilmek  için vardır.

Bugüne dek yapılan ve yapılmakta olan hizmetleri ve bu konuda hizmet eden kardeşleri Rab ziyadesiyle bereketlesin. Ama önemli olan içsel düşüncemiz, Rab’bin isteğini bir şekilde anlamamız için bize ihtiyacımız olan düşünceyi verebilsin. Bir düşünelim, ilk dönem kilisesinin hiçbir şeyi yoktu. Ne gençlik hizmetleri, ne evlilik danışmanları, ne internetleri, ne akıllı teknoloji uygulamaları, ne de konferansları… Ama her biri ellerindeki kısıtlı imkânlarla koca bir imparatorluğun tarihini değiştirmeyi başardılar. Ne mi yaptılar?

Ataleti yendiler!

 

Erhan Yeşilırmak

Tarihçi

Yorum Ekle

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.