Miras Dergisi

Baba’yla Bir Olmak

Baba olmak harika bir duygu. Özellikle ilk kızımız doğduğu zaman heyecandan yerimde duramıyordum. Doğum sırasında eşimin yanında olmak için doktora çok yalvardım ve ebenin tüm itirazlarına rağmen saati geldiğinde beni kırmadı. O sırada sevgili eşimin verdiği olağanüstü mücadeleye şahit olmak kendisine karşı apayrı bir hayranlık uyandırdı bende. Sonra yeni doğmuş çocuğumuzu kucağımda tutmak da sözle anlatılmaz bir duygu yarattı içimde. Ama inanılmaz mutluluğun hemen ardından muazzam bir korku da yüreğimi kapladı. Ya bu çocuğa gerektiği gibi bakamazsam, iyi bir baba olamazsam?

Babalık gerçekten güzel ama o kadar da zor çünkü beraberinde büyük bir sorumluluk getirir. İşin kötüsü iyi baba olmak için telefonuna bir ‘uygulama’ indiremiyorsun, doğan bebekle beraber kılavuz gelmiyor. İyi baba olmayı ancak iyi bir baba örneğine bakarak öğrenebiliriz. Bazımız bu konuda çok şanslıydık ki babamız bize iyi bir emsal bıraktı, ama bazımız bu konuda o kadar da şanslı değiliz.

Peki Kutsal Kitap’a baktığımızda ne görüyoruz? Orada iyi bir baba örneğini bulmak oldukça zordur. İlk babamız Adem tüm soyunu günaha batırdı. Nuh tufandan sonra sarhoş olup çocukları önünde uygunsuz haller takındı. İbrahim kendini korumak  için iki defa eşi Sara için ‘O kız kardeşimdir’ diyerek onu neredeyse başkalarına veriyordu. İshak da aynısını yaptı ve oğulları arasında ayrımcılık yaparak aileyi böldü. Yakup üçkağıtçılığıyla oğullarına pek iyi bir örnek olamadı. Örneklere devam edebiliriz ama gördüğümüz gibi Rab’bin sözünde iyi bir baba örneğine pek rastlanmıyor. Çünkü esas örnek alınacak tek bir baba var, o da Tanrı’nın ta kendisi!

Mesih’in Tanrı için en çok kullandığı ifade ‘Baba’ idi. Aslında Yahudiler de Tanrı’ya genel anlamda, yani her şeyin kaynağı Yaradan anlamında ‘Baba’ diyorlardı ama Mesih’in Baba kelimesinden kastı farklıydı. O Tanrı’yı kendi kişisel Babası olarak betimledi. Bunu duyan Yahudiler de bundan ötürü İsa’yı öldürmek istediler (Yuh. 5:17-18). Günümüzde de bir çok insan aynı şekilde İsa Mesih’in ‘Tanrı Oğlu’ kimliğini bir türlü kabullenemiyor. İsa’yı bir peygamber olarak görmeye razıdırlar ama ‘Tanrı Oğlu olamaz’ diyorlar. Ancak şunu unutmamalıyız ki Mesih için ilk bu ifadeyi kullanan Tanrı’nın kendisiydi. İsa daha doğmadan yaklaşık bin sene önce Tanrı vaat edilen Mesih için Davut’a şöyle yazdırdı: ‘Sen benim Oğlumsun!’ (Mez 2:7). Asırlar sonra Meryem’in yanına gelip İsa’nın doğuşunu müjdeleyen Cebrail de ‘Kendisine ‘Yüceler Yücesi’nin Oğlu’ denecek’ dedi (Luka 1:32). Daha sonra Yahya tarafından vaftiz edilirken Kutsal Ruh’u temsil eden bir güvercin Mesih’in üzerine kondu ve gökten ‘Sen benim Oğlumsun’ diyen Tanrı’nın sesi duyuldu (Luka 3:22). Kısacası bu gerçeği inkar etmek Tanrı’nın kutsal sözünü inkar etmek demektir.

Bunun önemli bir boyutu daha var ki İsa’nın Tanrı Oğlu olduğunu reddetmek aynı zamanda Tanrı’nın ‘Babalığını’ da reddetmek demek. Çünkü Baba Tanrı’yı ancak Mesih aracılığıyla tanıdık (Yuh. 1:18, 1.Yuh. 2:23). Mesih’in yeryüzüne gelmekteki amacı bizi Babasıyla tanıştırmak, O’nunla barıştırmaktı. Bunun için öncellikle Mesih’in Tanrı Oğlu olduğunu kabul etmemiz şarttır. Tabi ki Mesih için ‘Tanrı Oğlu’ betimlemesini yaparken bunu fiziksel ya da biyolojik anlamda kullanmıyoruz, çünkü Tanrı’nın özü ruhtur. Tanrı Oğlu demek aynı özden olup Baba’yı en mükemmel şekilde tanıtan ve temsil eden demektir. İşte Mesih, Baba Tanrı’dan gelen nur, O’nun beden almış sevgisidir. Bizler de Mesih’e bu şekilde inandığımızda gerçek anlamda Baba Tanrı’yı tanımaya başlarız.

Yeryüzündeyken Mesih havarilerine Tanrı’yı hep bu şekilde tanıttı. Dua etmeyi öğrenmek istediklerinde, ‘Baba’ diyerek Tanrı’ya yönelmeleri gerektiğini söyledi (Matta 6:9). Aynı zamanda nihayet kendisini ‘Tanrı Oğlu’ olarak kabul ettiklerinde ‘Bu sırrı göklerdeki Babam size açıkladı,’ dedi (Matta 16:17). Aslında Mesih’in bütün gayesi öğrencilerini Babasıyla buluşturmaktı. Bunu özellikle çarmıha gerilmeden önceki gece son yemek sırasında görebiliyoruz. Yuhanna 14. bölümde Mesih öğrencilerine onlardan ayrılacağını söylediğinde doğal olarak çok üzüldüler. Fakat İsa Babasının yanında onlara yer hazırlamaya gittiğini ve sonra onları yanına almak için döneceğini belirtir. Bu sırada ‘Baba’yı göster, bu bize yeter’ diyen Filipus’a Mesih şöyle karşılık verir: ‘Bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür.’ Sonra şunu ekler: ‘Benim Baba’da, Baba’nın da bende olduğuna inanmıyor musun?’ Son derece net ve açık bu ifadeyle Mesih Baba Tanrı’yla olan birliğini vurgular. Demek ki Baba Tanrı’yı tanımak için Oğlu İsa Mesih’i tanımak gerek.

Anlaşılan Mesih havarilerini Baba Tanrı’yı kendisi aracılığıyla tanımaya çağırır. Ama bu yetmiyormuş gibi Mesih öğrencilerini Babasını sadece yüzeysel bir şekilde ya da uzaktan değil, kişisel olarak içten tanımaya davet eder. Hatta İsa öğrencilerini ruhsal bir şekilde kendisi gibi Baba Tanrı’yla ‘birlikte yaşamaya’ davet eder (Yuh. 14:23). Daha sonra iman edecek bizler için de dua ederken Mesih şunu ekler: ‘Hepsi bir olsunlar, Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar… Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar’ (Yuh 17:20-23). Mesih sadece kendi aramızda birlik olmaya değil, Onunla ve Babasıyla bir olmaya çağırıyor. Kısacası Mesih bizi kendi ailesine buyuruyor. Babasıyla ezelden beri yaşadığı mükemmel ilişkiye bizi de dahil etmek istiyor.

Gördüğümüz gibi Mesih’in bizim için her şeyden çok istediği Baba Tanrı’yla doğrudan ilişki halinde bulunmamızdır. Neden? Çünkü esas en büyük ihtiyacımız da budur. Bizim kendi gücümüzle daha doğru ya da dindar olmamıza gerek yok, bizim Mesih aracılığıyla Baba’nın sevgisine kavuşmamız gerek. En içten arzumuz da budur. Çünkü ilk atalarımız Adem ve Havva, Tanrı’nın çocukları olmak üzere yaratıldılar. Her hangi bir dine mensup olmalarına gerek yoktu çünkü Tanrı’yla doğrudan bir ilişkiye sahiptiler. Ne var ki Tanrı’ya bağlı kalmak yerine Şeytan’a uyup günaha düştüler. Böylece Tanrı’nın çocuğu olan insan, İblis’in kölesi olup çıktı. İşte Tanrı Oğlu Mesih bu acı durumu düzeltmek için yeryüzüne geldi. Böylece bizim yerimize çarmıhta ölerek günahın bedelini ödedi ve kendisine inanmamızın sonucunda Baba Tanrı’ya geri dönmemizi sağladı. Dahası, ‘Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi’ (Yuh. 1:12).

Evet, gerçekten inanılmazdır. Bizler yeniden Tanrı’nın çocukları olabiliyoruz, Mesih’e inanarak Tanrı’nın ailesinde yer alabiliriz. Yakında bir gün Mesih yeryüzüne geri geldiğinde kendisine iman eden bütün ‘kardeşlerini’ yanına alacak ve bizim için hazırladığı harika eve çıkacağız. Belki bugün insanlar bizim kim olduğumuzu fark edemeyebilir ‘ancak, Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz’ (1.Yuh. 3:2).

Peki şu an için pratik olarak hayatımızda neler olacak? Yani Mesih dönene kadar, nasıl yaşamalıyız? Mesih’in öğrencileriyle yaptığı son konuşmaya dönelim. Yuhanna 15. bölümde Mesih imanlının Baba Tanrı’yla olan ilişkisini bir asmaya benzetir. Bir çubuk asmaya bağlı kaldıkça nasıl ki her tür meyve verirse, bizler de Mesih sayesinde Baba Tanrı’ya bağlanıp her tür ruhsal meyve verebiliriz. Böylece İsa öğrencilerine ‘Benim sevgimde kalın’ diye buyurdu (15:9). Hemen sonraki ayette sevgisinde kalmanın birebir buyruklarını yerine getirmeye bağlı olduğunu belirtir. İşte yine bir ilişkiyi tarif ediyor. Bir oğul babasının sözünü sürekli çiğniyorsa aralarındaki ilişki ne kadar sağlıklı olabilir ki? Benzer şekilde Baba Tanrı’yı seviyoruz deyip de Mesih aracılığıyla verdiği buyrukları yerine getirmiyorsak hayatımız büyük çelişkide demektir. Ayrıca Göksel Babamız’ın da bu tür durumda her babanın yaptığı gibi, bizi terbiye edeceğinden emin olabiliriz (İbr. 12:5-11).

Eğer Baba Tanrı’yla olan ilişkimiz bir tek buyruklarına itaat edip etmediğimize kalmış olsaydı o zaman bu hüsrandan başka bir şey doğurmazdı çünkü sözüne bağlı kalma isteğimiz olsa da kendi gücümüz yetersizdir. Hamdolsun ki bize bu harika ilişkiyi müjdeleyen Mesih aynı zamanda Kutsal Ruh’u da vaat etti. Mesih öğrencileriyle son konuşmasında sık sık başka bir Yardımcı, Kutsal Ruh’tan söz etti. Hatta ilginçtir ki Mesih bir yerde ‘benim gidişim sizin yararınızadır’ der, çünkü ‘gitmezsem Yardımcı size gelmez, ama gidersem, O’nu size gönderirim’ (Yuh. 16:7). Mesih yeryüzünde bizimle birlikte kalsaydı daha iyi olmaz mıydı? Aslında Mesih bir insan olarak tek bir yerdeydi ama gittikten sonra gönderdiği Kutsal Ruh iman eden herkesin yüreğindedir. Dahası bu şekilde Mesih’in duası gerçekleşmiş oldu, çünkü kendisi ve Babası Ruh vasıtasıyla her imanlının içinde yaşar hale geldi. Böylece bizler Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşadığımız sürece Baba Tanrı ve Oğlu Mesih’le birlik içinde bulunmuş oluruz.

Aslında iyi bir baba olmanın sırrı da burada: Kendi gücümüzle bu işe kalkarsak er ya da geç yenik düşeceğiz. İşin kötüsü ailemiz de bizimle birlikte yıkılacaktır. Elçi Pavlus Tanrı’yı nihai Baba emsali olarak betimler: ‘yerde ve gökte her ailenin adını kendisinden aldığı Baba’ (Efes. 3:15).  Eğer biz kendimizi ve ailemizi Tanrı’nın ailesine dahil edip Kutsal Ruh’un önderliğinde O’nun buyrukları doğrultusunda hareket edersek o zaman başaracağımızdan emin olabiliriz.  Önce bireysel olarak ve sonra aile olarak göksel Baba’mızla bir olursak o zaman gerçekten bizi tatmin eden ve Rab’be yaraşır bir aile portremiz olacaktır.

 

Can Nuroğlu

Pastör & Teolog

1 Yorum

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.