Miras Dergisi

Hristiyan Cemaatimizde, Birliğe Nasıl Yardım Edebileceğimiz Üzerine Birkaç Düşünce

Birliği inşa etmek, zorlu bir iştir

Büyük K harfiyle yazılan Kilise nedir? Ya da mesela bir haç gibi dış işaretlerle tanınabilen bir bina? Çay içmek için pazar günleri toplanan bir grup insan? Bunun için İsa’nın söylediklerinden daha iyi bir tanımlama bulunamaz: « Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım.» (Matta 18:20) Büyük K harfiyle yazılan Kilise, Tanrı’nın kendisi tarafından çağırılan kadın ve erkekler (Yunancada kilise, çağrı demektir) şükretmek, Tanrı’yı bütün kalpleriyle sevmek ve ona hizmet etmeyi öğrenmek için Mesih tarafından bir araya getirildiklerinden beri vardır. Tekil kiliseler (Katolik, Ortodoks veya Protestan), « Büyük Kilise » diye adlandırabileceğimiz şeyin alt kümeleridir.  Tercihen bu kiliseler, tedarik edilen yerlerde, ateşli dua eden, ekmeği paylaşan, her şeyi ortaklaştıracak derecede birleşmiş erkek ve kadınları bir araya getirir (Elçilerin İşleri 1:14; 2:46). Gerçekte, tekil kiliseler veya yerel Hristiyan cemaatler, kalplerin birleşmesi ve mülkiyet paylaşımının mükemmel biçimde gerçekleştiği gruplar olmaktan uzaktır. Aksine, buralarda kıskançlık, rekabet, kıyaslama hüküm sürer. Ve ne zaman ki kötü ruh oraya girer, fikir ayrılığı, bölünme sonra da dağılma gerçekleşir. Ayrıca kişisel ve ailevi tarihleri, eğitim seviyeleri, eğilimleri bir birinden tamamen farklı insanlarla tekil bir kilisenin birliğini korumak imkansız bir iş gibi görünür. Bu zorluğun bilincinde olan İsa, kendi isminde toplananların birliği için dua etmiştir (Yuhanna 17:21).

Birliğin temelleri

Tekil bir kilisenin birliği gerçekleştiğinde, kabul edelim ki bu bir lütufla, yani Tanrı’nın yaptığı bir armağanla gerçekleşir. Birleşmiş bir Hristiyan cemaat bir mucizedir. Bu birlik oluştuğunda, öyle büyük sırlar ve bağlarla korunur ki aslında bunların kendisi de görünür değildir. Birliğin ana mimarı kesinlikle Kutsal Ruh’tur. Fakat eğer Tanrı ve Kutsal Ruh Hristiyan cemaatlerinin kendi aralarındaki ve içlerindeki birliği inşa edip korumak için çalışıyorsa, insanların bunu bu denli kolayca yıkabilmesini nasıl açıklayabiliriz? İnsan, Tanrı’nın eserini yok edebilir mi? Bu güç bir ölçüde mevcuttur. Tanrı tarafından istenen birliğin yıkılmasını engellemek için, Hristiyan cemaatler birliğin temel unsurlarının yerli yerinde olmasına dikkat etmelidir. Nasıl ki Mısır Piramitleri, bugün hâlâ var olmalarını sağlayan hacimli taşlardan oluşan sağlam temellere sahipse, bütün tekil kiliseler de tutunmak için sağlam kesme taşlara ihtiyaç duyar. Bu sağlam kesme taşlar dua, iyi gelişmiş bir akıl ve aktif bir iyilikseverliktir. Eğer bu temeller eksikse, rahip veya papazın hayatından başlamak üzere, bütün kilise binaları er ya da geç çökmeye ve Hristiyan cemaati dağılmaya mahkumdur.

Üyelerinin yoğun bir dua yaşamı olmadan, Hristiyan bir cemaat kurar ve bölünür

Eğer Hristiyan bir cemaatin üyeleri sadece pazar günlerinin ululanmasıyla yetiniyorsa, eğer kişisel ve içten bir dua yaşamları yoksa yani İsa’nın da dediği gibi eğer her gün dua etmek için odalarına çekilmiyorlarsa (Matta 6:6), imanları hızla kuruyacak ve grubun birliği gitgide sahteleşecektir. Dua eksikliğiyle kurulmuş tekil bir kilise bölünme ruhu tarafından hızla ele geçirilir. Üyelerinin dua etmediği bir cemaat, Tanrı’ya olan güvenini hızla kaybeder ve yaşamını sürdürmekten hastalıklı bir şekilde kuşku duymaya başlar. Kuşkularından dolayı hızla körleşir ve artık Tanrı’yı aramaz olur. Tekil bir kilise her şeyden önce sessizlik ve temaşayı, çalkantı ve gürültüye tercih edenlerin « Tanrı’ya dua edenlerin » bir meclisi olmalıdır.

 İyi gelişmiş akla sahip olmayan inananlar Şeytan’ın oyununa gelir

Pek çok Hristiyan vaftiz olduğunda, var oluşlarının ereğine ulaştığını düşünür. Hristiyan yaşamı hakkında öğrenmeleri gereken başka bir şey kalmadığını sanır. İncil’i okumaya neden devam edilsin ki? Neden teoloji kitapları okunsun? Zaten vaftizle tüm bilgi tek seferde verilmiş olmuyor mu? İmanını sorgulamak kuşkuyu ve böylelikle günahı yeniden ortaya çıkaracak diye düşünürler. Şeytan, sonuçta bu kadar çok cahil inanan bulabilmekten ötürü mutludur. Onun hileleri hakkında hiçbir şey bilmedikçe, onları manipüle etmesi daha da kolaylaşır. « İzole bir Hristiyan tehlikede bir Hristiyandır » şeklindeki ünlü deyişin ortaya koyduğu fikirdeki gibi, imanı olgunlaşmamış bir Hristiyan, tehdit altındaki bir Hristiyandır. Bunca zıt fikrin veya karşıt inancın bilgisayardaki bir tuşlamayla erişilebilir olduğu bir dünyada, aklın eğitimi çabası ve muhakeme yeteneğinin öğrenilmesi, kişinin yoldan sapmaması için gereklidir. Tekil kiliseler, liderlerinin kişiliğinde, müminlerinin aklını ve bilincini aydınlatmakta önemli bir role sahiptir. Fakat müminlerde bilgilenmeyi kabul edecek tevazu mevcut mudur? Bir kilisenin parçalanmaması için, üyelerinin bilgi tarafından aydınlatılan bir akılla donanmış ve sevgi ile dönüştürülmüş olmasına ihtiyaç duyar. Olgunlaşmamış iman aklına sahip olan üyelerden oluşan bir Hristiyan cemaati, Şeytan’a karşı direnç gösteremeyecektir.

Birliğin görünür işareti hizmettir

« Tanrı`yı seviyorum deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. » (1.Yuhanna 4:20a) Eğer Hristiyan bir cemaatin endişe duyduğu tek konu Tanrı’ya tapmaksa ve iyi yüreklilik görevini unutuyorsa, Mesih’e sadık değildir. Tanrı Kayin’e kardeşine ne yaptığını sorar  (Yaratılış 4:10).  Kayin’in Tanrı’ya verdiği cevabın aksine, inananlar kendi kardeşlerinin koruyucularıdır. Hristiyan cemaatlerinin önceliği her zaman başkası için endişe duymak olmalıdır. Türkiye’de son derece azınlıkta bulunan Hristiyan kiliselerin kendi içine kapanması ve yalnızca kendileriyle ilgilenmek istemesi çekici görünür.  Kendi içine kapanmak burada gerçek bir risk taşır. Bu kiliseleri kışkırtan şey, müritlerin Pentedoktes’te yaptığı gibi, yani kapıları kapatmak ve onları çevreleyen kirli ortamdan kendini koruma fikrine sığınmaktır. Papa Francis Hristiyan cemaatleri her zaman dışarıya doğru baksın, asla içeriye doğru bakmasın diye ciddi bir ısrarda bulunur. « Sürekli açık kiliselerden » bahseder (Evangelii Gaudium isimli Apostolik çağrı). Hristiyan cemaatler dünya ile « iletişim içinde olmaya », ülkelerinin ve gezegenlerinin geleceğinden sorumlu hissetmeye davet edilir ve bu da çok somut bir çeviriyle, öncelikli olarak herkese karşılıksız hizmet etmek anlamına gelir. Tanrı’nın kiliselerin birliğini en iyi şekilde koruması, kardeşlerin hizmetleri aracılığıyla gerçekleşir.

Birleşmiş ve güçlü Hristiyan cemaatler için

Papazların ve rahiplerin, kendilerine emanet edilen Hristiyan cemaatler bu bahsi geçen temellere sahip olmazsa, bütünün birliğinin tehlikede olacağı bilincine sahip olmalıdırlar. Cemaatteki herkesin –onların inandığını ve ihtiyaç içindeki kardeşleri için endişelendiğini akıllıca fark ederek –  gerçekten içten bir dua yaşamı olduğunu denetlemek, herkesi buna cesaretlendirmek ve bunun için çalışmak onların görevidir. Böylelikle bu şekilde bir araya gelmiş cemaat, Azizlerin birleşmiş ve güçlü meclisinin suretine ait olacaktır (Vahiy 15:4). Hristiyan bir cemaat, bütün üyelerinin hep birlikte kutsallığa varmasına olanak verme yeteneğine sahiptir. Azizler, norm dışı insanlar anlamında bir sıra dışılığa sahip değildir. Onlar otantik bir Hristiyan yaşamın, dualardan, itaatten ve hizmetten oluşan bir yaşamın modelleridir. Bölünmeleri teşvik eden düşünceden bile uzak durarak güttükleri yaşam tarzlarıyla birliğe etkili biçimde katkıda bulunurlar.

 

Alexis Doucet

1 Yorum

  • İsa Mesih’in öğrettiği gibi Birlik olabilmemiz duasız olmaz, ancak “yalnızca” duayla da olmaz bu yazıda gösterildiği gibi sevgiyle aktif, kardeşlik bağı için hizmet etmek gerek. Rab İsa’nın, Samiriyeli kadınla konuşarak “Yahudilerin, Samiriyelilerle ilişkisi olmaz” tabusunu yerle bir ettiği gibi düşünmeli ve davranmalıyız.

    RAB evine birlik versin, Adına yücelik olsun…

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.