Miras Dergisi

İsa ve Babası

“İsa ve babası” arasındaki ilişkiye dair mevcut tanıklıklar bir sessizlikten ibarettir. Baba ve oğlu arasında birbirlerine söylenmiş tek bir söz bile hatırlanmaz – yalnızca on iki yaşındaki çocuğun ebeveynlerine kendisine yapılan çağrının onu başka bir yere götürmesi gerektiğini bildirdiği şu sözler vardır: “Babamın evinde bulunmam gerektiğini bilmiyor muydunuz?” (Luka 2:49). Fakat babaya göre işler tamamen farklı görünmektedir. Babası olarak tanımladığı varlığa atıfta bulunmadan İsa’nın kendisi, yaşamı, faaliyetleri, ibadeti ve önceliklerini anlamak mümkün değildir. Kuşkusuz, tam da bundan dolayı Babası’na yapılan göndermenin izleri tanıklıklara göre dengesiz bir dağılım gösterir. Markos yalnızca İsa’nın Tanrı’yı Baba olarak göstererek O’ndan bahsettiği veya O’nunla konuştuğu yalnızca dört olay hatırlarken; Yuhanna İncili’nde bu olayların sayısı yüzü geçer. Şüphesiz bu noktada Göklerdeki Babamız duasındaki (Matta 6:9-10 ve Luka 11:2) imgeyi güçlendirerek kullandığımızda, aslında bilhassa İsa’nın Göksel Babası’ndan bahsedildiğini görürüz. Bu duadaki “Göklerdeki Babamız, adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin.” kısmından itibaren, İsa’yı Babasıyla birleştiren benzersiz ilişkinin bazı başlıca boyutlarını anlatmak mümkün olabilir.

 

İsim ve işlevden önceki ilişki

İsa’nın duasında şaşırtıcı olan -ama alışkanlıktan ötürü duyarlılığımızı kaybettiğimiz şey– tam olarak şu ki, Baba orada ilk sırada gösterilir. Dahası, Markos da dahil olmak üzere tanıklar arasında fikir birliği vardır. Markos, İsa’nın Tanrı’ya seslenişindeki samimiyete dikkat çeken tek İncil yazarıdır: “Abba” (“Baba”) der. Göklerdeki Babamız duasının devamındaki ilk talep Tanrı’nın adından bahsederken (“adın kutsal kılınsın”), daha sonrasında O’nun egemenlik işlevinden, “uğraşından” bahsedilir (“Egemenliğin gelsin”). İsim ve işlev: İsa’nın tüm mesajının yoğunluk kazandığı beyanda ise her ikisinden de bahsedilir: “Tanrı’nın egemenliği yakındır.” Buradaki isim “Tanrı”dır; İsa’nın resmederek bahsettiği işlevi de tıpkı Mezmurlar ve peygamberlerin bazen yansıttığı gibi bir krala ait bir işlevdir. Fakat isim ve işlevden önce, Göklerdeki Babamız duasının bize öğrettiği şey İsa’nın Tanrı ile olan ilişkisidir: “Bunun için siz şöyle dua edin: «Göklerdeki Babamız / Adın kutsal kılınsın / Egemenliğin gelsin.»” Eğer Göklerdeki Babamız duası ilk önce hem isme hem de işleve atıfta bulunsaydı, “Baba” ile değil “Rab” ile, yani İsrail geleneğine göre hem Tanrı hem de kral anlamına gelen bir tabirle başlardı. İsa’nın duasını hatırlatan yirmi kadar bölümümün –Aziz Markos’ta, Aziz Matta’da ve Aziz Luka’da on; Aziz Yuhanna’da dokuz tane- hiçbirinde “Rab” diye seslenilmez. Aslında görüldüğü tek sefer vardır ve bunda da “Baba” kelimesinden sonra gelen ikincil öneme sahiptir: “Baba, göğün ve yerin Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrediyorum” (Matta 11:25). Tam bir doğallıkla kendini gösteren Tanrı” veya “Tanrım” ifadesine gelince, bunu da sadece çarmıhtayken yaptığı dramatik yakarışta görürüz: “Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?” (Markos 15:34). O halde özel bir durum söz konusudur çünkü İsa, 22. Mezmur’un giriş ayetlerini tekrarlamaktadır.

 

 

“Abba, Baba” dedi

 

İsa’ya göre Tanrı her şeyden önce “Baba”dır ve O’na bu şekilde hitap eder. Bu kullanım bizlere onun Tanrı’yla kurup hayatına yaydığı ilişki türünün ne olduğunu söyler. Burada İsa ile Tanrı’nın ilişkisinin eşsiz niteliği kendini doğrular: insanın birçok arkadaşı, çok sayıda kardeşi olabilir; ama anne ve baba sadece birer tanedir. Oysa babayla kurulan ilişkinin en büyük niteliği bu ilişkinin yakınlık, samimilik, arkadaşlık düzeyidir. Matta’nın Göklerdeki Babamız duasının girişine koyduğu vaaz satırları (Matta 6:7-8) Tanrı’nın babalığını anlamamıza yardımcı olur. Tanrı çocuklarını tanır ve onların ihtiyaçlarına karşı dikkatlidir. O halde yakarışlarla dolu duaları çoğaltarak O’nu etkilemeye çalışmanın lüzumu yoktur. Baba-oğul ilişkisi normalde iki tarafın da birbirini bildiği bir düzeyde, ortak bir yaşantı ve aynı aile deneyiminin paylaşımından kaynaklanan yakın arkadaşlığı ifade eder. Tanrı ile İsa arasındaki bu birbirini bilme halini Yuhanna çokça tekrarlayacaktır: “Baba beni tanıdığı, ben de Baba’yı tanıdığım gibi…” (Yu 10:15); “Adil Baba, dünya seni tanımıyor, ama ben seni tanıyorum” (Yu 17:25). Fakat Abba adının kullanımı sayesinde, söz konusu ilişkinin her şeyden önce – küçük bir çocuğun babasına duyduğu gibi- sevgi düzeyinde olduğunu, bağlılık ve de sınırsız bir güven içerdiğini sezinleyebiliriz. Bu boyutun mükemmel biçimde ifadeye kavuştuğu kısım bir kez daha Yuhanna İncilinde karşımıza çıkar: “Baba Oğul’u sever ve her şeyi O’na emanet etmiştir” (Yu 3:35); “Ama dünyanın, Baba’yı sevdiğimi anlamasını istiyorum” (Yu 14:31); “Baba’nın beni sevdiği gibi, ben de sizi sevdim” (Yu 15:9). Göklerdeki Babamız duasında açıklanan ilişki işte bu ilişkidir.

 

 “Adın kutsal kılınsın”

“Adın kutsal kılınsın.” İncil’de isim ile kişi arasında bir eşitlik bulunduğuna göre, ilk talebin içerdiği manâ şudur: “Kim olduğunu göster, kutsal olduğunu göster.” Baba’ya yapılan atıftaki yakınlık çağrışımından sonra, bu talep aşkınlık talebini de eklemiş olur. Kutsallık aslında, doğrusunu söylemek gerekirse, Tanrı’yı insanlardan “farklılaştıran”, “ayıran” ve O’nun bütünüyle farklı kılınmasına sebep olan imtiyazıdır. Tanrı, İsa’nın Yuhanna İncili’nde O’na seslendiği gibi “Kutsal Baba”dır (17:11). Bu talep Baba’ya yapılan hitaptan hemen sonra gelir. O andan sonra, oğlanın babasının ismini, hayatı boyunca onu takip edecek olan bir ismi taşıması gerçeğinden bahsetmez. Babasını ismini taşıyarak Oğul olarak tanınmak, kabul edilmek ve saygı görmek için O’na (Baba’ya) bağlı kalacaktır. Yuhanna bir kez daha bu noktayı vurgulayacaktır: “Ben Babamın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz” (5:43); “Dünyadan bana verdiğin insanlara senin adını açıkladım” (17:6); “senin adını onlara bildirdim” (17, 26). İsa’nın dua etmeyi öğrettiği havariler zaten Tanrı’yı kabul etmiştir ve O’na Babaları olarak seslenirler. Fakat girdikleri bu ilişki, içinde hapsolacakları türden bir ilişki değildir. Tam aksine, İsa’nın onlara ilk olarak istemelerini öğrettiği şey, onların kendi kendilerine kabul ettiği Tanrı’nın başkaları tarafından da kabul edilmesidir. Baba ile kurdukları ilişki sahiplenilen veya mülk edinilen olmak yerine başkalarına da yayılmalıdır. Böylelikle kendisini Baba ile birleştiren ve yaşamıyla görevine hem anlam hem de bir dayanak sağlayan bu yakınlık ilişkisini herkesle paylaşmaya can atan İsa gibi başka inananlar da olacaktır: “Abba diyeceksiniz – tıpkı benim gibi.” İsa, Matta’da bilhassa “Göklerdeki Babam” derken (10:32), Markos’ta da aynı biçimde “Göklerdeki Babanız” (Markos 11:25) der. İsa, Yuhanna İncili’nde ise “Benim Babamın ve sizin Babanızın” diyecektir (20:17).

 

“Egemenliğin gelsin”

İsa’nın yaşadığı türden bir toplumda oğlan çocuğu, bilhassa da kendi genç taşralı kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda, babasının iş ve çalışmalarına çok erkenden dahil olur. Yetişkin olunca, meslekteki ritimleri, hareketleri ve teknikleri yavaş yavaş özümseyerek babasının yerine geçer: “Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. Çünkü Baba Oğul’u sever ve yaptıklarının hepsini O’na gösterir” (Yu 5:19-20). Yuhanna’daki bu bölümün tercümelerinde baba ve oğul kelimeleri genelde büyük harfle başlar. Bu arada İsa’nın hemen öncesinde açıkladığı bir bilgi, bahsedilen kişinin kendisi olduğunu gösterir: “Babam halâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum” (5:17).   Fakat bu, günlük yaşamda görülen bir benzetmenin son derece net hatlarını belirsiz kılmaz – İsa daha sonradan bu günlük yaşama “tamamlamam için Baba’nın bana verdiği işler”den (5:36) bahsederek bir kez daha atıfta bulunur. Yuhanna İncili sembolik zaman ile reel zamanı üst üste koyarak İsa’nın görevini, ışığın yükselip düşüşüne kadar, bir iş günüyle kıyaslar: “Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz” (9:4). Tam bir oğlan gibi İsa sabahtan akşama kadar babasının işine iştirak eder ve böylelikle Baba’nın ona emanet ettiği işe kendini bütünüyle adar: “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” (4:34). Yuhanna İncili’nde İsa’nın işinin veya Babası’nın işinin yerine getirilmesinden bahsedilirken, Markos, Matta ve Luka İncilleri’nde Tanrı’nın Egemenliğinin gelişi ilan edilir. İsa’nın Babasıyla kurduğu ilişki, İncil anlatılarının ilahilerindeki nakarata göre, işlevsel düzeyde şöyle aktarılır: “Göksel Egemenliğin müjdesini duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu” (Matta 4:23; 9:35; Luka 8:1).  İlk başta söylenen ve tüm geri kalana üstün gelen “Baba”, yani Tanrı ile kurulan sevgi dolu ilişkinin boyutu bazı açılardan işlevsel bir boyuttan ileri gelir ve şunu oluşturur: “Egemenliğin gelsin.” Yavaş yavaş Egemenlik hizmetinin –eğer devam etmesi gerekiyorsa- redde ve ölüme yol açtığı görülecektir. Görev, eğer sürerse, kaçınılmaz olarak tutkuya yol açacaktır: “Şimdi Kudüs’e gidiyoruz; insanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da O’nu ölüm cezasına çarptıracak ve diğer uluslara teslim edecekler…” (Markos 10:33). Anlatılarda, İsa’nın Getsemani’de acı çekme kararının belirtildiği an tam da İsa’nın görevi için tutkuyla dolup taştığı bir andır. “Bu kâseyi benden uzaklaştır, ama benim değil, senin istediğin olsun.” İsa’nın Baba ile kurduğu ilişkinin işlevsel boyutunun, Egemenliğin hizmetine kendini adayışının başarısız ve umutsuz bir sondan bahsettiğini fark etmek gerekir. “Abba, Baba, senin için her şey mümkün” (Markos 14:36). “Abba”: buradan da anlaşılacağı üzere bu trajik anda da sevgi boyutu önceliğini korur. Bu sınav anının en derinliğinde bile Baba’ya bağlılık ve güven baskın gelir: “Ama benim değil, senin istediğin olsun.” Bu güvenle duygulanan İsa, görevinin son noktasına kadar gitmesine neden olan kararlılığın aynısını sergileyerek tutkuya gömülür: “Kalkın, gidelim!” (14:42).

Elçilerin İşleri’nde, elçiler Paskalya’nın ardından Hristiyanlığın ilanını yaptıktan sonra, İsa aynı anda hem “hizmetkâr” hem de “çocuk” anlamına gelebilecek bir kelimeyle gösterilir: “atalarımızın Tanrısı, Kulu İsa’yı yüceltti. Siz O’nu ele verdiniz… siz O’nu Pilatus’un önünde reddettiniz” (3:13); “Tanrı, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için kulunu ortaya çıkarıp önce size gönderdi” (3:26). İsa’yı gizemli hizmetkâr Yeşaya’ya yakınlaştırmaya ve de aynı zamandan her ikisinin de -bilhassa ölüm karşısında- yaşadığı benzer deneyimlerin çağrışımını yapmaya yarayan bu kelime kuşkusuz iyi bir çeviri olmuştur: “Karanlıkta yürüyen, ışığı olmayan, RABbin adına güvensin, Tanrısına dayansın”. Bu cümle tam olarak Kulun Söz Dinleyişi ilahisinin habercisiydi (Yeşaya 50:10). Fakat “çocuk” kelimesiyle yapılan çeviri çok anlamlı ve önemlidir. “Tanrı’nın Egemenliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez” (Markos 10:15). İsa’nın bu sözünün Markos, Matta ve Luka tarafından İsa’nın çekeceği çilelerin ve ölümünün ikinci ve üçüncü duyurusu arasına yerleştirilmesi dikkat çeker. İlmeklerin daha da sıkılaştığı bir anda, fazlasıyla “olgun” ve giderek zorlaşan bir görevin sertliğinin hissedildiği bir anda, İsa’nın Celile’deki ilk zamanlarından beri kendisine ait, yani Babasına yönelik mutlak güvenine ne olursa olsun sırt dönmeyecek bir çocuğa ait tutumu bunu başkaları için bir kez daha doğrular.

Çeviri: Pınar Ercan

Michel Gourgues

Teolog (Christus Dergisi)

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.