Miras Dergisi

Neden Kadınlar Liderlikte Hizmet Edebilmelidir?

Kadınların liderlik hizmetinde yer almasını kısıtlayacak hiçbir Hristiyan teolojik nedenin olmadığına inanıyorum; buna kilisede pastör rolünü üstlenmek ve vaaz vermek de dâhil.Bu konuda nerede durduğumu özetleyip yazıya dökmenin önemini artan ölçüde hissettim. Ayrıca bu konudaki duruşumu açıkça ifade etmeyi kadın meslektaşlarıma borç bilirim. Memleketim olan Amerika’nın ve bugün çalışmakta olduğum Türkçe konuşan coğrafyanın belli kilise çevrelerinde bunun tartışmalı bir konu olduğunun farkındayım. Ancak dünyanın birçok yerinde bu hiç de tartışmalı değil. Yakın bir zamanda Hong Kong’dan, Brezilya’dan ve Nijerya’dan, hepsi de aktif bir şekilde bu alanda hizmet eden misafirlerle akşam yemeği yedim. Hiçbiri bunun dünyanın başka bölgelerinde ne denli anlaşmazlığa neden olan bir konu olduğunun bilincinde değildi. Çünkü onların hizmet anlayışında kadınlar düzenli olarak vaaz veriyor ve bunun önüne geçen de yok.

Pastör olarak hizmet ettiğim kiliselerden birinde, yetenekli bir vaiz ve lider olduğunu düşündüğüm bir kadın pastörle birlikte liderlik yapıyorum. Ondan çok şey öğrendim ve topluma yön göstermek konusunda onun bilgeliğine ve liderliğine güveniyorum. Onun karakterinin, Pavlus’un havariler arasında saydığı Yunya ile ortak bir yanı olduğunu düşünüyorum (Romalılar 16:7).

Bu konuda benimle aynı fikirde olmayan yakın dostlarım ve meslektaşlarım var. Önemli bir soru hakkında yanıldıklarını düşünsem de onlara sadık kardeşlerim demekten mutluluk duyuyorum. Bizden farklı inanan insanlarla birlikte hizmet edebilir, onlarla birlik içinde çalışabiliriz; özellikle de olabildiğince alçakgönüllülükle dinlemeye istekliysek. Ayrıca bunun önemli bir konu olduğuna inansam da birincil doktrinsel önemi olan bir konu değil, bu yüzden farklı bakış açıları olabilir.

Amerika’da bazı kilise çevrelerinde ve Türkçe konuşulan coğrafyada vaaz veren ve pastorlük hizmetinde liderlik eden kadınlara yönelik kısıtlamanın, müjde tarafından meydan okunması gereken bir kilise alt kültürünün parçası olduğunu düşünüyorum. Bu konuya her zaman yorum bilgisel bir mesele olarak yaklaştım. Kutsal Kitap’ın Tanrı esinlemesi olduğuna ve öğretilerinin her nesilden insan için geçerli olduğuna inanıyorum.

Kutsal Kitap’a tutarlı bir yorumlama uygulamaya çalıştığımda, kadınların belirli hizmet rollerini üstlenmesini kısıtlayan bir öğretisi olmadığı sonucuna vardım.Bunun yerine, Kutsal Kitap’ın öğretisinin uygun bir şekilde anlaşılması durumunda, kilisede vaaz ve liderlik rollerinde hizmet etmeye armağanı ve isteği olan kadınları desteklediğini düşünüyorum. Gordon Fee, Craig Keener, Scot McKnight, Dallas Willard, N.T. Wright ve F.F. Bruce gibi öğretmenlerin bu konulardaki görüşlerimi şekillendirmede oldukça etkili olanitinalı fikirleri için minnettarım.

Tek bir bakış açısını kapsamlı bir şekilde savunmayacağım. Fakat bu konuda geliştirdiğim perspektifin yapısını ana hatlarıyla belirtmek istiyorum. Aşağıda ekleyeceğim tüm alt başlıklar daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmayı hak eden derin konular, ancak kadınların liderlik hizmetinde meşruiyetini savunma konusundaki kararıma neden güvendiğimi anlamak için bir çerçeve sağladığını düşünüyorum.

Kutsal Kitap’ın Doğası


Bunun gibi konularda Kutsal Kitap’ı nasıl doğru okuyacağımızı anlamak, Kutsal Kitap’ın doğasını anlamakla başlar. Kutsal Kitap’ı, ne yapmamız veya yapmamamız gerektiğini anlayabilmemiz için çözmemiz gereken bir bulmaca ya da gizemli bir kural kitabı olarak görmek cazip gelebilir. Ama bence bu Kutsal Kitap hakkında düşünmenin doğru bir yolu olmaz.

Kutsal Kitap daha ziyade müjdenin hikayesidir. İsa’nın kötülüğün güçlerine ve dünyanın bozuk sistemlerine karşı zaferi; Tanrı’nın Krallığı’nda var olan yaşamı her bağlamda dünyaya getirir. Kutsal Kitap bir kurallar listesine indirgenemez. Kutsal Kitap’tan eksiksiz bir ebedi kurallar ve talepler dizisi oluşturmak olanaksızdır. Müjde’nin yaşam tarzını içinde yaşadığımız dünyaya tutarlı bir şekilde uyarlamak ve uygulayabilmek için, ayırt etme yeteneğine ve Kutsal Ruh’un ilhamına ihtiyacımız var.

İncil Tanrı’nın Sözü’dür, ancak Ferisilerin Tevrat’ı anlama biçiminden çok farklıdır. Yeni Antlaşma’yı, kısıtlamaların ve yükümlülüklerin listesini oluşturmak için karmaşık bir yasal materyal kaynağı olarak görmek istemiyoruz. Yeni Antlaşma, müjdenin öyküsüdür. Tanrı’nın Egemenliği’nin yaklaşmakta olduğu ve Tanrı’nın işinin İsa’nın yaşamı, ölümü ve dirilişi aracılığıyla beklenmedik bir şekilde başladığı anlatımı, krallığın yaşam kapısını tüm uluslara açar.


Bu yüzden, birinci yüzyılın koşullarını bugün yeniden üretmeye çalışmamalıyız. Müjde, birinci yüzyılın kültürlerini radikal bir şekilde dönüştürdü ve müjdenin bugün toplumlarımızda dönüşüm tohumları ekmeye devam ettiğini gördük. Kölelik bu dönüşümün iyi bir örneğidir. Kölelik yüzyıllar boyunca kabul görmüş bir sosyal kurumdu. Müjde, köleliği sürdüren fikirlere meydan okudu ve sonunda kilise bunun yanlış olduğunu görmeye başladı, çünkü insanların Tanrı’nın suretinde yaratıldığı, dolayısıyla tüm insanların eşit değere sahip olduğu temel müjde gerçeğini ihlal etti.

Çok eşlilik, Tanrı’nın işinin dünyada gerçekleştirdiği aşamalı dönüşümün bir başka iyi örneğidir. Eski Antlaşma kültürlerinde çok eşlilik kabul görmüş bir uygulamaydı ve ataların ve Tanrı’ya sadık yaşam örneklerinin çoğunun birden fazla karısı vardı. Fakat Eski ve Yeni Antlaşma arasındaki yüzyıllarda dünyada bir değişim yaşanıyordu, öyle ki MS birinci yüzyıla gelindiğinde İsa’nın etrafındaki kültürler değişti. Bunun göstergelerinden biri İsa dinleyicilerinin tek eşliliğe inandığını varsayıyor gibi konuşmasıydı. İsa’nın burada çok eşliliği yasaklamasına gerek yoktu çünkü kimse aksi için savaşmıyordu. Bunun yerine, evlilik modeli olarak Adem ve Havva örneğine atıfta bulundu. Bugün, Kutsal Kitap’ta bu konuda herhangi bir yasak olmamasına rağmen çok eşliliği yanlış olarak görmekte haklıyız, çünkü Tanrı’nın planının kültürü kademeli olarak dönüştürmek ve dikkatimizi tek eşliliğin yararına çekmek olduğunu görebiliyoruz.

Ve çok eşliliğin hala uygulandığı toplumlara müjdenin tanıtıldığı durumlarda, olgun Hristiyan liderler, mühtedilerin eşlerini boşamasını söylemez. Bunun yerine, Kutsal Kitap’tan, bir erkek ve bir kadını kalıcı, kararlı bir ilişki içinde tutan bir evlilik tasarısını öğretir. Ve evli imanlılara başka eşler almamasını, mevcut eşlerine sadakatle bakmasını tavsiye ederler. Bu şekilde, tek eşlilik sonunda önceki uygulamaları saf dışı bırakıyor. Kutsal Kitap’ın hikayesinin derinliğini ve kapsamını anlamak ve onu gerçek yaşam durumlarına uygulayabilmek, ince nüanslar gerektirir.

Tanrı’nın önceliklerini ve müjde ve gelecek krallık hikayesinin ana hatlarını ayırt eder ve bu hikâyeyi kendi hayatlarımızın bağlamına yerleştirirken Tanrı’nın bilgeliğini ararız. Söylediğim gibi, birinci yüzyılın kültürel kontekstini yeniden üretmeye veya İncil’i bir kurallar listesine indirgemeye çalışmıyoruz.


Benzer şekilde, müjde cinsiyet rollerinin katı ayrımına da meydan okuyor olmalı. Ve bence sonunda erkek egemenliği hakkında şimdi çok eşlilik veya kölelik hakkında düşündüğümüz gibi düşüneceğiz. Sonraki bölümlerde bunun hakkında daha spesifik olarak bahsedeceğim.

Kutsal Kitap’ın Muhteşem Hikayesi


Kutsal Kitap yaratılışla, erkek ve kadının Tanrı’nın benzerliğinde birlikte yaratılmalarıyla başlar. Erkek ve kadın, karşılıklı bakım ve yarar ilişkisi ile eşit yaratılmıştır (Yaratılış 1:26-27). Günahkârlığa düşüş, düşmanlık, rekabet ve kadın ve erkek arasındaki ilişkiye egemen olma dürtüsünü getirir (Yaratılış 3:14-19).

Eski Antlaşma boyunca, sonunda eskisine doğru yenilenecek bir yaratılışın ipuçlarını ve yansımalarını görürüz. Tanrı, günahın yozlaştırıcı etkisi olmadan, şiddet veya egemenlik olmaksızın isteğinin kusursuz bir şekilde yerine getirildiği ve bizi bölen toplumsal ayrımların silindiği yeni bir yaratılış yaratmaktadır (Yeşaya 11:6-16; Yoel 2:28-32). Yeni değerlere sahip yeni bir yaratılışın bu resmi, tahakküm yerine eşitliğin güzel tanımlarını içerir. Yeni yaratılışa doğru ilerleyen dönüştürülmüş bir yaşamı modellemek kilisenin sorumluluğundadır.

Erkek egemenliği ilkesini evrensel bir değer olarak kodlamak, geçici olması amaçlanan şeyi kalıcı kılar ve düşüşe götüren bir zihniyette takılı kalmamıza neden olur. Ancak, müjde bizi yeni tür kalıplara ve yapılara doğru hareket edip dönüşmek için özgürleştirir. Müjde, dünyanın bozuk yapılarına meydan okumalıdır. Ve kilise liderleri veya vaizler olarak hizmet eden kadınlara yönelik evrensel bir yasağın müjdeyle mücadele edilmesi gereken bir düşkünlük örneği olduğunu düşünüyorum.

Pavlus müjdeyi böyle anladı. Mevcut sosyal kurumlara meydan okudu, onlara yeni bir antlaşma hayatı getirdi ve radikal kültürel değişimi başlattı. Kutsal Ruh’un, çevresindeki liderlerin çoğunun kabul edemediği köklü dönüşümü güçlendirdiğini gördü. İnsanların Tanrı’yla ilişki kurma biçimlerine ilişkin eski bakış açılarına sahip yapılar, Tanrı’nın dünyada çalışma biçimine uyum sağlayamadı. Bu radikal, beklenmedik, dönüşüm hala devam ediyor. Ve Ruh, kadınları vaaz etmeleri ve liderlik rollerinde hizmet etmeleri için donatıyor.

Kutsal Kitap’ta Kadınların Rolü

Tabii ki, İncil’de liderlikte zaten güçlü bir kadın teması var. Miriam, Musa ve Harun’un kız kardeşidir ve bir peygamberdir. Kızıldeniz’i geçtiklerinde Tanrı’nın halkına tapınmada önderlik etti (Mısır’dan Çıkış 15:20).

Aynı zamanda Debora da bir peygamber ve bir yargıçtı, yani başlangıçta İsrail topraklarına yerleştiği dönemde Tanrı’nın halkının lideriydi (Hakimler 4). Evli bir kadındı, ama halkını yönetmek ve savaşa yönlendirmek için mesh edilen kocası değil, Debora’ydı.

Elbette Joel, Ruh’un dünyadaki çalışmasının bir sonucunun kadınların peygamberlik etmesi olacağını öngörür (Yoel 2:28). Kutsal Ruh’un öğretmenler, peygamberler ve liderler olarak hizmet etmesi için erkeklere ve kadınlara eşit olarak döküldüğü Yeni Antlaşma’da; önde gelen kadınlarda bu peygamberliğin gerçekleştiğini görüyoruz.


Yeni Antlaşma’da Matta, İsa’nın soyağacında kadınların rolünü vurgulamaya dikkat çeker (Matta 1:1-17). Müjde kitapları boyunca İsa, erkek ve kadın rolleriyle ilgili dini ve kültürel tabuları yıkar. Örneğin, İsa, ahlaksızlıkla bilinmesine rağmen (Yuhanna 4) Samiriyeli kadınla kuyuda yalnız oturmaktan korkmaz ve Yahudi yasaları onu törensel açısından kirli olarak kabul etse de (Markos 5:25-34) adet kanaması olan bir kadın tarafından dokunulmaktan çekinmez veya gücenmez (Markos 5:25-34). Ve elbette, dirilişten sonra, yasal ve kültürel olarak tanıklıkları bir erkeğinkiyle aynı statüye sahip olmasa da İsa ilk önce kadınlara görünür ve dirilişin gerçeğini ilan etmesi için Mecdelli Meryem’i görevlendirir (Yuhanna 20:11-18).

Pavlus, Tanrı’dan gelen müjdeyi dünyanın Yahudi olmayan halklarına vaaz etme çağrısını benimsedikten sonra, müjdenin amacına hizmet etmek için benzer adanmışlığa sahip olan havarilerle birlikte bir hizmet yaşamına başlar. Mektuplarında Pavlus, onunla aynı hizmetteki kadın hizmet arkadaşlarının ismini vurgulamak için büyük çaba harcıyor. Romalılara yazdığı mektubun teslimini (ve muhtemelen açıklamasını) kadın diyakon Fibi’ye emanet eder (Romalılar 16:1). Ve Pavlus, Yunya adında bir kadını olağanüstü bir elçi olarak över (Romalılar 16:7), ancak bazı çevirilerimiz metnin daha açık okunmasını güçleştiriyor.


Kutsal Kitap’ın tüm öyküsünü göz önünde bulundurduğumuzda, tercih ettiğimiz geleneksel bir anlayışı korumak için bazı pasajları diğer pasajları susturmak için kullanamayız. Pavlus’un mektuplarında (örneğin 1 Timoteos 2) dikkatle düşünmemiz gereken zor pasajlar vardır, ancak bu pasajlarla kastedilen her neyse, Kutsal Kitap bu pozisyonun pek çok karşıt örneğini verdiği için, kadın liderliği konusunda evrensel bir yasak olduğunu öğretemeyecekleri açıktır. Bu yüzden, Kutsal Kitap’ın tüm öyküsünü ciddiye almamızı sağlayacak pasajları okumanın bir yolunu bulmalıyız.

Teolojik İlkelere Bazı Nüanslar Getirmek

Tabii ki, özellikle Pavlus’un mektuplarından, kadınların kilise liderliğinde hizmet etmelerini kısıtlayan “tamamlayıcı” veya “erkek reisliği” görüşünü savunmak için kullanılan bir avuç Yeni Antlaşma pasajı vardır. Özellikle 1. Timoteos 2 ve 1. Korintliler 14:34-35’teki ayetler genellikle bu tartışma konseptinde öne sürülür.

Pavlus, bu yazıların daha geniş konseptinde, onları tutarlı bir şekilde yorumlamamıza yardımcı olabilecek bazı önemli teolojik ilkeler geliştirir. Pavlus, otorite iddia etmek yerine, birbirlerine boyun eğmenin İsa’ya itaatin bir işareti olduğunu düşünür. Bu yüzden, Timoteos’a çok genç olduğunu düşünen insanlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda tavsiyelerde bulunurken, “Gençsin diye kimsenin seni küçümsemesin… İmanlılara örnek ol” der (I. Timoteos 4:12). Pavlus’un amacı, Timoteos’un kilisenin ve hizmetteki gençlerin sadık örneği aracılığıyla değişmesidir. Kölelere efendilerine itaat etmelerini ve karılara kocalarına itaat etmelerini söyler. Onlar daha aşağıda olduklarından ya da hiyerarşiden dolayı değil. Ama İsa’nın beden alışının ve yaşamının örneğini “Mesih’e duyduğumuz saygıdan ötürü birbirimize bağımlı olmamız” için bir model olarak gördüğü için. (Efesliler 5:21).

Putlara kurban edilen et konusunda yararlı bir paralellik mevcut. Elçilerin İşleri 15’te Pavlus, inanlılara putlara kurban edilen etten kaçınmalarını tavsiye eder. Ancak, diğer yazılarından biliyoruz ki, bunu evrensel veya kalıcı bir yasak olarak düşünmüyor. Daha ziyade, bu yeni inanlıların özel durumuyla sınırlı olan geçici bir talimattır.


Pavlus’un Romalılar 14 ve 1. Korintliler 8 ve 10’daki daha ayrıntılı açıklamalarından, inanlıların vicdan sorunu çıkarmadan putlara kurban edilmiş etleri yemekte özgür olduklarını düşündüğünü biliyoruz (1. Korintliler 10:25). Yine de, eğer başka bir inanlı bu özgürlüğün kullanılmasından rahatsız olacaksa, inanlılara bu alandaki özgürlüklerini teslim etmelerini emreder. Pavlus bunun bir olgunluk meselesi olduğunu düşünüyordu. Putlara kurban edilen eti yiyemeyen müminleri “daha zayıf”, eti yiyebilen müminleri ise “daha güçlü” olarak tanımladı. Sonunda, zayıf kardeşlerin daha güçlü olmasını ister, böylece onlar da putlara kurban edilen eti yemenin aslında kendi başına bir kötülük olmadığını görebilsinler.

Benzer şekilde, Kutsal Kitap’ın da erkeklerin ve kadınların aynı ruhsal kapasitelere sahip olduğunu öğrettiğini düşünüyorum ve Pavlus da aynı fikirde. Bununla birlikte, çalıştığı toplumda birliği riske atmak yerine, kadınlardan ara sıra böyle bir özgürlükten vazgeçmesini istemek için geçerli kültürel nedenler vardır. Korint veya Efes’teki durumun tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz, ancak bazı iyi tarihsel ipuçlarımız var.


Roma dini inançları bazen kadınlara içsel sihirli güçler atfeder ve 1 Timoteos 2’deki kadınların giyim ve davranışlarına ilişkin tasvir, Timoteos’un hizmet ettiği Efes’te önemli bir figür olan tanrıça Artemis’e tapanların ilk tasvirleriyle örtüşüyor. Gary Hoagin’in Eski Efes’te Zenginlik ve Timoteos’a İlk Mektup adlı kitabı, bu ayetleri liderlik hizmetinde kadınlara yönelik evrensel bir yasak olarak değil, topluluktaki bu inancın ve inanca neden olan Artemis’e tapınma uygulamalarında bulunan kadınlara uyarı olarak okumak gerektiğini savundu.

O dönemlerde kadınların ulaşabileceği eğitim olanaklarını da göz önünde bulundurmak önemlidir. Pavlus, kadınların geleneksel olarak çalışma olanaklarının sınırlı olmasına rağmen, Efes’teki kadınları öğrenmeye teşvik eder (1 Timoteos 2:11). Ve bu mektubun yazılmasından bu yana geçen yüzyıllarda, kadınlar için eğitim fırsatları şükürler olsun ki genişledi, böylece kadınların öğrendiklerini kilise liderliği bağlamında uygulamasını yasaklamak için hiçbir neden yok, ki bu tam da Pavlus’un öngördüğü gibi görünüyor.

Pavlus’un eşitlik ve ruhsal armağanlar hakkındaki diğer öğretileri ve her düzeyde liderlikte hizmet eden kadınları teşvik etmesi göz önüne alındığında, bu ayetleri liderlikte hizmet eden kadınlara yönelik evrensel ve kalıcı yasaklar olarak okumak garip olur. Pavlus’un kadınların kilisede evrensel olarak sessiz kalması gerektiğine inanmadığını bildiğimiz için, “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın” diye yazdığı 1. Korintliler 14:34-35’te demek istediği şeyin bu olamayacağı sonucuna varırız. Putlara kurban edilen et örneğinde olduğu gibi, Yeni Antlaşma’nın öğretisinin daha tutarlı bir şekilde okunması, kadınların rolünü kısıtlayan pasajların ele aldığı duruma özgü olduğunu ve bu kısıtlamaların kalıcı olmadığını kabul eder.


Prensiplerin Uygulanması


Kadınların öğretmek zorunda olduğu veya her kilisenin kadın öğretmenleri olması gerektiği sonucuna varmamalıyız. Hatta kadınların öğretmen veya lider olarak hizmet etmemesinin daha iyi olduğu durumlar da olabilir. Ancak, bu durumları sınırlı ve geçici olarak düşünmeliyiz. Kutsal Kitap’ın örneğinin gösterdiği gibi, toplumumuzdaki kadınları herhangi bir kapasitede hizmet etmek üzere güçlendiren Ruh’un dönüştürücü gücüne inanmalıyız. Ve geleneksel yapılarımızı sarsacak olsa da müjdenin mevcut kültürümüze meydan okumasına izin vermeli, hatta istekli olmalıyız.


Kadınları öğrenmeye ve hizmet etmeye teşvik etmeliyiz. Kadınlar için hizmet fırsatları yaratmalıyız. Topluluğumuzda, öğretme veya liderlik etme armağanları olan kadınlar olup olmadığını dua ederek ayırt etmeliyiz. Bazı kiliseler, Kutsal Kitap örneklerindeki kadın öğretmenleri, peygamberleri veya liderleri bile, “istisna” olarak düşünebilir. Bu kilise liderleri hala kendi topluluklarındaki “istisnaları” arayabilmeli ve onlar için hizmet liderliği ve öğretiminin kapılarını açmaya yardımcı olmalıdır.

Buna ek olarak, etrafımızda zaten liderlikte hizmet etmekte olan veya bu şekilde hizmet etme arzusu olduğunu söyleyen kadınları açıkça savunmaya istekli olmalıyız. Konuyu başlatan kişi olup ve kadınların liderlikte hizmet edebileceğini alçakgönüllülük ve kararlılıkla savunmaya istekli olmalıyız.

Ryan Keating

Pastör ve Teolog

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Your Header Sidebar area is currently empty. Hurry up and add some widgets.