Miras Dergisi

Protestanlığın Demokrasiye Katkısı

Evet, günümüz Batı dünyasında büyük bir zorlukla karşı karşıyayız; kendini bazen din karşıtı bir saldırganlık ve daha da özelinde Hristiyan karşıtlığı olarak gösteren bir zorlukla. Görünüşe göre Katoliklik Protestanlığa göre daha fazla darbeye maruz kalıyor gibidir, fakat bunun nedeni Katolikliğin Hristiyan dünyasında çoğunluğa ait bir kültürü temsil etmesidir ve bunun sonucu olarak da daha sistematik bir biçimde eleştirilir. Protestanlık batı dünyasında ve hatta onun dışında bile daha iyi bir imaja sahip olsa da, bu durum biraz muğlaktır. Aslında Protestanlık Katoliklikten daha titiz olması nedeniyle (Türkiye de dahil) daha sempatik bir mezhep gibi görünürken (kürtaj ve boşanma konularında Protestanlık Katoliklik kadar sıkı değildir) aynı zamanda kendini katı bir teslimiyet içerisinde aşırı ahlâkçı gösteren, mezhepçi retoriklere hapseden (Bizler safız!) sürüklenmelere maruz kalmaktadır.

Fakat iyi bir haber vermek gerekirse, özelde Katoliklik, genelde ise Kiliseler demokrasi için artık birer tehdit olmaktan çıkmıştır (Geçmişte ve özellikle de Avrupa’da Katoliklerin çoğu ve Protestanların da ciddi bir kısmı monarşik veya cumhuriyetçi olsun, otoriter rejimlerden yanaydı). O halde şimdi Hristiyan kiliselerinin kamusal alanlara katılımını yeniden gözden geçirme zamanıdır. Eğer kiliseler artık doğruluk ve gerçeklik tekelinden vazgeçtiyse, öyleyse onları kamusal alandan dışlamaya ne gerek var! Eğer Hristiyan kiliseleri çoğulculuğu, yani demokrasi mücadelesinde diğer sesler arasında bir ses olmayı gerçekten de kabul ediyorsa, öyleyse onlardan korkmaya ve kamusal alanlarda söz söylemelerini yasaklamaya ne gerek var?

Bir 16. yüzyıl yazarı olan Pierre Bayle toplum hakkında çok güzel bir görüntü aktarıyordu:  Ana sütunu bulunmayan ve farklı taşların merkez alanı destekleyecek tek taş olma iddiasını karşılıklı biçimde engellediği bir kubbe: bu, karşılıklı bir baskıyı, demokrasinin çok yönlü dayanağını ifade eder. Aynı biçimde, demokrasinin kurucu kaynakları da çeşitlidir. Elbette Hristiyanlık bu taşlardan biridir fakat Aydınlanma döneminin felsefi akımı, Romantizm, 19. yüzyıl sonundaki toplumsal düşünce, Hümanizm ve Yunan polisi de mevcuttur.

Şimdi Protestanlığın demokrasiye yaptığı özel katkının ne olduğu sorusunu sorabiliriz. Fakat daha öncesinde, sahip olduğu kötü imaja karşılık olarak püritenliğe küçük bir övgüde bulunmak isterim (Püritenlik “Kiliseyi” «saflaştırmayı» arzulayan, 1559’da İngiltere’de ve 1630’dan itibaren tüm Protestan dünyasında gelişen Kalvinist bir akımdır. Püritenlik kelimesi çoğunlukla aşırı bir tevazu veya hazcılığın karşıtı olarak kullanılır). Püritenlik yalnızca ahlaki katılık anlamına gelmez, aynı zamanda nesnelerin, para veya teknolojilerin kullanımına dair pragmatik bir tarzı da ifade eder. Hiçbir şey tabu olmadığı gibi hayatî de değildir: Önemli olan, şeylerin kullanımına dair sorgulamada bulunmaktır. Parayla ve nesnelerle ilişkide bulunmanın bu oldukça özgürlükçü biçimi son derece Protestandır ve dünyanın pek çok yerinde var olduğu haliyle liberal demokrasiyi fazlasıyla etkilemiştir. Protestanlığın (özellikle de evanjelik olanın) demokrasi düşüncesine getirdiği ikinci özellik, her türlü hiyerarşik otoriter sisteme karşı itirazda bulunmaktır. Protestanlıkta toplumsal ve siyasal konformizmin reddi yatar. Modern demokrasi, (dini veya sivil) nasıl olursa olsun her türlü otoriter iktidara itirazı ve bunun reddini, kendi normal işleyişinin bir parçası olarak görür.

Protestanlık modern demokrasi düşüncesini geniş biçimde etkilemiş olsa da, günümüzde demokratik toplumlardaki bazı hareketler tarafından rahatsız edici bir konumda tutuluyor. Modern demokrasilerin pek çoğu bu dinin olmasını istediği şeye artık benzemiyor: Başkaları ve Tanrı karşısında sorumlu olan birey – Protestanlığın sütunu –  sorumluluk yükünü taşımaktan aciz bir şekilde depresyona yuvarlanıyor. Özgürlüğe duyulan özlem ise Protestanlığın başka bir güçlü bileşeniydi. Günümüzde demokratik toplumlarımızın pek çoğunda aile zayıflamış ve de hısımlık tehdit altındadır. Son olarak modernite (demokratik bileşeniyle birlikte) büyük aydınlarda ve Protestan teologlardaki coşkuyu ayağa kaldırıyordu. Oysa Protestan coşku hüsrana uğramış, kirletilmiş, iftiraya uğramış bir dünyada risk altındadır. Günümüzde, demokrasinin her yerde hüküm sürmesi için ilerleme ve moderniteye Katoliklikten çok daha fazla yatırımda bulunmuş olan Protestanlık kendini çok daha zor bir durumda bulmaktadır.

Dünyadaki küresel muhalefetler karşısında biz Protestanların tek bir ağızdan konuşamamak gibi tipik Protestan bir zayıflığı bulunmaktadır. Protestanlık büyük bir sorun karşısında tavır almak için birleşme konusunda aciz görünüyor. Kendi özgünlüğünün tam da çoğulculuğu, farklılığı savunmak olduğunu hatırlatarak kendini müdafaa ediyor; fakat demokrasi mücadelesinde “Protestan tavrın” sesi büyük ölçüde kesilmiştir.

Katoliklik tek doğru ve gerçek din olduğunu ve bu nedenle de zorla yapılan din değiştirmelerinin haklı yere olduğunu ilan ettiği sırada Protestanlık bir tür trajik bir kahkahayla sarsılmıştı. Fakat bu kahkahanın ardından nasıl yaşanacaktı? Protestanlar gülünç duruma düşmeden aynı şeyi iddia edemezdi artık. Bu da demek oluyor ki bizler, Kiliseler ve mezhepler tarih sahnesinde geçici olduğumuzu kabul ediyoruz – “esas” din evrensel olsa bile. Aynı biçimde, liberal demokrasi tek ve son demokrasi olduğuna inanabilir! Şimdi bizler de bu durum karşısında kahkahaya kapılmalı ve ona bu savın yanlış olduğunu, daha demokratik olan başka siyasi biçimlerin keşfedilmesine izin veren kaynaklar bulmanın mümkün olduğunu göstermeliyiz.

Hristiyanlığın izin verdiği iki şey vardır, önce, anlaşmazlık ve çatışma üzerine düşünmek ve de uzlaşmanın sürdürülebilir biçimlerini hayal etmek:  hep birlikte farklı olmanın keyfini yaşamak. Bunun yanında Hristiyanlık her birimizden önce ve sonra gelen kuşağın düşünülmesine izin verir, geçici kendisine başkaları için de yer bırakma olanağı tanıyacak olan, bireyden daha sürdürülebilir bir çerçeve oluşturmak. Bu iki hususa dair yapacak çok şeyimiz var. Kiliseler – elzem biçimde – siyasetin yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmalıdır çünkü siyasetin kendisi anlaşmazlıklar üzerine yeterince düşünmez ve sinirli yapısından dolayı gelecek nesillere yeterince yer bırakmaz. Bu sorumluluk Katolik ve Protestan Kiliselerinin, verdikleri ifadelerde inandırıcı müminlere sahip olmasını gerektirir.

Çeviri: Pınar Ercan

Olivier Abel

Teolog

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.