Miras Dergisi

Susamış olan…

Son zamanlarda üzerinde sıkça düşündüğüm ve beni derinden etkileyen bir kelime var; “susamış.”

Kutsal Kitap’ta ne kadar sık karşımıza çıkıyor, değil mi?

 “…Canım sana susamış.”

“…Kuru toprak gibi susamış.”

“…Düşmanın susamışsa su ver.”

“Çünkü susamıştım, bana su verdiniz.”

Su, dünyadaki yaşamın esas bileşiği. Çiçek de, çiçeğin üzerindeki minik karınca da, o çiçeği koparıp koklayan insan da bu mucizevi sıvı olmadan yaşamını sürdüremiyor. Bir çöl düşünün; dayanılmaz bir sıcak var, hava dalgalar halinde titriyor ve derimize mıh gibi işliyor. Etrafta ne bir bitki, ne de hareket eden herhangi bir canlı mevcut… Aklımızı yitirmeye beş kala, geçen onca saatin ardından bir el uzanıyor ve buz gibi bir bardak su ikram ediyor. Rab’bin sözünde tarif edilen ve susamış olanlara sunulan “yaşam suyu” nu düşündüğümde mütemadiyen aklıma gelen sahne budur.

Kutsal Kitap’ta sık sık karşımıza çıkan, basit fakat aslında bize çok derin bir mesaj veren bunun gibi benzetmeler,  sınırsız olan Tanrı’yı algılamaya çalıştığımız sınırlı aklımızın dağlarının doruklarından bizi selamlıyorlar. Canın yaşam için muhtaç olduğu, onsuz yaşayamayacağı bir şey olduğunu anlatıyorlar; bedenimiz için nasıl ki susuz bir gün düşünemezsek, ruhumuz için de Rab’siz bir gün düşünmek de mümkün değil. 

Buradan yola çıkarak kaynağa giden yol olan Kutsal Sözler’in arasında biraz daha geziniyorum; bu sefer başında durduğu kuyudan farkında olmadan yaşam suyunu çeken Samiriyeli Kadın çıkıyor karşıma. O karanlık ve dipsiz kuyu ona öyle bir nimet sundu ki… O ki kendisinden su isteyenin kim olduğunu bilseydi O’ndan dilerdi ve yaşam suyuna sahip olurdu, değil mi?

Peki ya sudan yoksun kalmak?

Susamış ruhun yaşam suyundan uzak kaldığında karşılaştığı, susuzluğun gerçek ve öldürücü bir çeşidi;

 “Ruh susuzluğu”

Bir zamanlar beni, seni pençesine alan ve belki de şuan çevremizdeki birçok kişinin pençesinde olduğu, bedensel ölümden daha ölümcül olan ve acı bir sona götüren bir susuzluk… Bu öyle bir susuzluk ki bedenin susuzluğa verdiği tepki gibi hemen kendini göstermiyor. Ruhu yavaş fakat geri dönüşü olmayan bir yola sokuyor.

Fakat ne mutlu ki bizim için bu derece yaşamsal ve paha biçilemez olan yaşam suyunu hiçbir ücret edemeden ve dağları aşmamıza gerek kalmadan temin edebiliyoruz.  Bu yüzden o sudan her daim içene ve kendini tazeleyip yaşamda tutana ne mutlu!

Derya Yılmazer Lafazanidou

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.