Miras Dergisi

Tanrı’nın Babalığı (Erkekliği) Üzerine

Erillik, erkeklik ve babalık üzerine düşünceler…

Hristiyanlar insanlığın geri kalanından farklı değildir. Onların da cinselliği vardır ve bu cinsellik herkeste olduğu gibi “yönetilmesi” gereken bir cinselliktir. Hristiyanlar yurttaşlardır ve toplumda, bireyler ve aile arasındaki ilişkilerden başlayarak mümkün olduğu kadar adalet tesis etmelidirler. Cinsellik hakkında kendine soru sorma konusunda son sırada da değillerdir. Fakat Hristiyanlar hangi koşullarda bu konuyla ilgilenebilirler? İnançları, başka hiç kimsenin hangi yollarla söyleyeceğini bilmediği bir şey hakkında konuşmalarına izin verir, hatta onları mecbur mu kılar? Aslında Hristiyanlardan beklenen şey, onların Tanrı hakkında söyleyecek bir şeylerinin olmasıdır. Diğer konular hakkında (yani öyleyse cinsellik hakkında da) dünyaya iletecekleri özel bir mesaj yoktur ve her zaman Tanrı ile kurdukları deneyimle ilişkidedirler.

Cinsellik ve Tanrı imgesi

Hristiyanlar ve Yahudiler cinsellik hakkında onların doğrudan Tanrı’yı anlama tarzlarından ileri gelen bir şey söylerler. Aslında onlar için cinsiyetler arasındaki ilişkiler, insanın Tanrı tarafından yaratılmasının izini taşımalıdır. Başlangıçtan beri, Kutsal Kitap bizlere Tanrı’nın insanı kendi suretinde yarattığını söyler ve ardından şunu ekler: “Onları erkek ve dişi olarak yarattı” (Yaratılış 1, 27). Tanrı insanı kendi suretinde, erkek ve kadın olarak yapar. Burada yeni olan şeyi bulmaya çalışalım. Bir tanrının cinsellikle ilişkisinin olmasında olağanüstü bir şey yoktur. Hatta bu sıradan bile sayılır. Dinler büyük çoğunlukla tanrılarını cinsiyet sahibi gösterir, hatta ölümlülerden bile daha çok cinsiyet sahibi. Bu durum özellikle eski İsrail’i çevreleyen uygarlıklar için geçerliydi ve İsrail de kendi dinini bu uygarlıkların zemininde tanımlamak zorunda kaldı. “Pagan” denilen bu dinlerde, tanrılar her şeyden önce, yağmur yağdırarak, hasatların verimliliğini sağlamak ve sürülerine bol miktarda yavru garantilemekle yükümlüydü. Hayvan veya insan figürüne büründüklerinde, öyleyse bu tasvir coşkun bir doğurganlığın belirtilerini göstermeliydi. Bu nedenle Venüs Kalipigos’lardan (ahenkli biçimde yuvarlak ve göğüs salkımıyla çevrelenmiş güzel kalçalı Yunan tanrıçaları) ve devamlı ereksiyon halindeki erkek tanrılardan bolca bulunurdu. Fakat İsrail’in Tanrı’sı kendi suretinde erkek ve kadın olan bir varlık yaratıyorsa, öyleyse iki cinsiyete de sahip midir, yani biseksüel midir? Ya da iki cinsiyetin de üstünde, yani aseksüel midir?

Kutsal Kitap’ın Tanrısı eril bir yüze sahiptir

Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki imgeleri büyük bir çoğunlukla eril bir figür sergiler: İsrail’in Tanrı’sı, halkının kocasıdır. Bunun istisnaları ise oldukça bilindiktir: Yeşaya’da çocuklarını avutan bir anneye benzetilir (Yeşaya 66, 13). Öte yandan, hava olayları, Sami dillerinde genellikle dişi adlara sahiptir. Mesela “ruh” ile aynı terime sahip olan rüzgâr için durum böyledir. “Ruh” ilahi bir isim olduğunda, kelime dişi olur. Bu olaylar bilinen olaylardır, hatta bazen ortaya konmuş olaylardır. Ne var ki, Kutsal Kitap’ın sunduğu imgeler bütünü, eril bir Tanrı’nın imgesidir.

İsrail’in Tanrı’sının erkekliğinin neye dayandığına daha yakından bakalım: Yahve’nin karısı yoktur. Bundan, erillik ve erkeklik arasında bir ayrım yapacak şekilde önemli bir sonuç çıkarabiliriz. Erkeklik, kocanın görevini doldurma kapasitesidir. Oysa İsrail’in Tanrı’sının erilliği bir erkeklik hali değildir,  ilahi bir dişi figüre odaklanıyormuş gibi algılanmaz. Böylece, cinsel ilişki ilahÎ dünyanın içinde yer almaz. Bu nedenle de, başka bir alana bırakılmıştır. Bundan böyle Tanrı ve onun insanları arasında önem taşıyabilecektir. Peygamberler Tanrı’yı İsrail’in kocası gibi koyar sahneye. İsrail sadakatsiz bir eştir ve Tanrı’nın değişmez sadakatiyle geride bırakılmış ve her zaman uzlaşmayla sona eren “karı-koca kavgalarının”, boşanma tehditlerinin nedeni budur. Kendine eş olarak bir halkı seçen bir Tanrı imgesi, Ezgiler Ezgisi kitabında geniş ölçüde parlak şekilde düzenlenmiştir. İsrail, Tanrı deneyimleri hakkındaki düşünceleri içinde, Tanrı’nın ona bağlanma seçiminin, kendisine halk olarak verilen şey olduğunu anlar. Tanrı kendisine bir halk seçmiştir. “Onunla evlenmiştir”. Evlenme eylemi içerisinde onu yaratmıştır.

Tanrı’nın babalığı

Kutsal Kitap’ta, İsrail’in Tanrı’sı yalnızca koca olarak değil, aynı zamanda baba olarak da görünür. Kutsal Kitap’taki bazı metinler Tanrı’dan İsrail’in kocası diye bahsederken, diğer metinler baba imgesini tercih eder. Tanrı, oğlu olan (Hoşea 11, 1), hatta büyük oğlu olan (Çık. 4, 22) halkının babasıdır. Burada bir kez daha babalık fikri erkeklik fikrinden ayrılmıştır. Biyolojik olarak bir baba öncelikle bir erkektir. Bir dişiyi dölleyip onu anneye dönüştürme kapasitesiyle babaya dönüşür. Tek başına baba olamaz. Bir “üreme zemininin” olması gereklidir. Oysa Tanrı yaratmak için çiftleşmeye ihtiyaç duymaz. Tanrı babadır, ama erkek değildir. Bu da cinsiyetler arasında bir nötralizasyona yol açar, fakat elbette ki bu farklılık ortadan kalkmış değil, yalnızca belirgin halde değildir. Ayrıca, erkeliğin ne kendi başına ne de Tanrı’yı andıran haliyle dişilik üstünde bir ayrıcalığı vardır. Öte yandan, babalığın annelik üstünde bir ayrıcalığı mevcuttur. Tanrı babadır, hatta mutlak bir babadır ve anne değildir. Bunu anlamak için, babalığı annelikten ayıran şeyin ne olduğunu bir an için düşünelim. Anne, kendi içinde büyüyen çocuğu kendi etinden çıkarır. Baba da kendi etinden verir ancak yalnızca kısıtlı döllenme anında. Çocuk hiçbir zaman babasının bedeninin “parçası olmaz”. Biyolojik babanın rolü anne ile çocuk arasında gerekli alanı yaratmaktır. Bu alan olmadan çocuk nefes alamaz ve büyürken otonom ve özgür hale gelemez. Aynı şekilde, Tanrı da yaratırken kendisi olmayan bir şey yaratır. Hristiyanlıkta, yaratılan şeyin asla Tanrı’nın “parçası” olacağı ve onun içinden çıkacağı düşünülmez, Tanrı yoktan yaşamı var eder. Bu açıklamada söz konusu olan şey, bunun gerçekten de belli bir özgürlük anlayışı olmasıdır. Kadın ve erkek Tanrı’dan ayrı yaratıldığı için özgürdür. Tıpkı biyolojik bir baba gibi, Tanrı kadın ve erkeği yaratırken, Kendisi ve onlar arasında onların özgürlüğünü – Tanrı’yı reddetmeye kadar varabilen özgürlüğü – yaşayabilecekleri bir alan koydu.

Hristiyanlık, ilahı babalık üzerinden insana özgü babalığı yeniden düşünmeye davet ediyor

Yerde ve gökte, der Aziz Pavlus bizlere, her aile, adını Baba’dan alır (Efesliler 3, 15). Pavlus burada bizlere, bizim de yukarıda belirttiğimiz gibi insana özgü babalık ile ilahi babalığın “birbirine benzemeye” çağrıldığını söyler. Öyleyse, babalık, annelikten (öte yandan eşit olan her şey, orijinaline bakılarak devamlı eleştirilen her imge) daha iyi bir imge olarak Tanrı’nın yaratıcı eylemini düşündürüyorsa, Tanrı’nın babalığı erkeklik değilse ve babalığın üstünlüğü hiçbir bakımdan erkekliğin dişiliğe üstünlüğüne yol açmıyorsa (Tanrı, dişi bir özelliğe sahip olmaktan daha fazla erkek bir özelliğe sahip olmadan, anneden ziyade baba iken), Hristiyan kişi onun imge ve düşüncelerini insana özgü biyolojik bir babalığın tekabül ettiği şeyden kesinlikte arıtmak zorundadır. Bu şekilde kafasında yarattığı ideal babalığı arıtarak, daha doğru bir biçimde Tanrı’nın kimliğinden ve biyolojik babanın doğru rolünden konuşmak mümkün hale gelir. Hristiyanların Tanrı Baba’ya öykünmesi, bütün biyolojik babaların, Tanrı’nın suretinde bir babaya dönüşmesini mümkün kılar.

(Dergimizin 15. sayısından…)

Rémi Brague

Filozof, Felsefe Profesörü

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

yeni sayı

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.