Miras Dergisi

Rusya-Ukrayna Savaşına Hristiyan Bir Tepki

Dünyanın geri kalanıyla birlikte Rusya’nın Ukrayna istilasını takip ediyoruz. Birçok Hristiyan liderin de gözlemlediği üzere, bu dünya kiliseleri için çok önemli bir zamandır, özellikle de Hristiyanlar olarak savaş haberlerine, böylesi bir istilaya ve saldırıya nasıl tepki vermemiz gerektiğini ölçtüğümüz bir zaman olduğu için.

Kutsal Kitap’ta bu konuyla en doğrudan ilgili kısım muhtemelen Matta 24. bölüm 1 ve 14. ayetler arasında yazan İsa’nın Zeytin Dağı’ndaki vaazıdır:

İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler. Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak. Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir” (4-14).

Birinci yüzyılın ikinci yarısında imanlılar arasında Mesih’in tekrar gelişine ilişkin artan bir endişe vardı ve bazıları gündelik yaşamdan, toplumdan soyutlanmaya ve dünyanın yakın sonuyla ilgili paniğe kapılma eğilimindeydi. Az önce okuduğumuz vaazda da yansımasını gördüğümüz gibi, İsa’nın birçok benzetmesi aynı endişeye işaret ediyor. İsa sürekli olarak insanlara paniğe ve korkuya kapılmamasını söylüyor. Mesih’in gelişine hazırlanmak sadakat içinde yaşamayı ve sevgide sebat etmeyi gerektirir. Savaş haberleri varımızı yoğumuzu satıp, dünyadan elimizi eteğimizi çekip göklere bakmamız için bir uyarı değildir. Çağrımızın en önemli parçalarından olan fedakâr sevgi önceliğini bir kenara atmak için bahane de olamaz. İsa, birçok insanın kötülüklerin artması nedeniyle sevgi yolunu terk edeceğine dair bizi uyarıyor.

İnsanların savaş haberleri duyduğumuzda sevinçle dolmamız gerektiğini, çünkü bunun İsa’nın gelişinin yaklaştığının göstergesi olduğunu söylediğine tanık oldum. Ancak, İsa’nın bize öğrettikleri arasında başkalarının çektiği acıya bakıp sevinmek kesinlikle yoktur. Ayrıca bu bölüm Mesih’in gelişini yaklaştığında daha fazla savaş olacağını kastetmiyor. Sadece savaşın dünyanın şu anki varoluşunun kaçınılmaz bir parçası olduğunu ifade ediyor ve bunun sürekli sevgiye, sadakate dayalı yaşam tarzımızı bırakmak için bir bahane olmaması gerektiğiyle ilgili uyarıyor.

Benzer bir biçimde, imanlıların Ukrayna işgali gibi trajedilerle ilgili mağdurları suçladığına da tanık oldum. Bu kişiler, mağdurların Tanrı’dan böyle bir cezayı hak edecek, O’nun gazabını kışkırtacak ne yapmış olabileceğini düşünüp tahmin etmeye çalışıyor. Ancak, bu açık ve net bir şekilde Müjde karşıtı bir fikirdir. Birinin çektiği acıya bakıp, onun neleri yanlış yapmış olabileceğine, işlediği günahlara dair bir sonuca varmamız ya da Tanrı’nın onu suçları yüzünden bu trajediyle cezalandırdığını düşünmemiz doğru değildir. Eyüp kitabının bu öç (ilahi ceza) teolojisini çürüttüğünü görüyoruz.

İmanlı dostlarımdan birçoğunun komplo teorilerine kulak asmaya, yanlış bilgi kirliliği ve söylentileri sürdürmeye meyilli olduğunu görüyorum. Önümüzdeki en güncel örnek olan Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili internet yanlış bildirilerle, manipüle edilmiş fotoğraflarla ve komplo teorileriyle doldu. Bu teoriler genelde insanlarda güç illüzyonu ve gizli bir bilgiye sahip olma hissi uyandırdığı için çekici geliyor ve bazen insanlar sosyal medyada paylaştığı iddiaların kaynağını doğrulamak konusunda yeterince dikkatli davranmıyor.

Yeni Antlaşma boyunca korku ve bencillikten kaynaklanan motivasyonlarla sevgiden kaynaklanan motivasyon arasında bir zıtlık olduğunu görüyoruz. Her durumda çevremizdekiler için bir lütuf kaynağı olmaya çalışmak ve Tanrı’nın hizmet etmemiz için bize verdiği insanlara fayda sağlayacak yollar aramak yaşam tarzımızın parçası olmalıdır. Eğer şu ana kadar bahsettiklerimiz savaşa ve trajediye karşı verilen yanlış tepkilerse, Hristiyanlar olarak vermemiz gereken doğru tepki nedir? Bu konulara doğru bir Hristiyan tepkisiyle yaklaşmaya yönelik adımlar şunlardır:

  1. Hristiyanlar yasta olanlarla birlikte yas tutmalıdır. Acı çekmekte olan insanlarla içtenlikle empati kurmalıyız ki onların yasına samimiyetle ortak olabilelim. Bu tür bir “ortak yas” mesajlar, sohbetler veya toplumsal etkinliklere katılım yoluyla ifade edilebilir. Ancak mutlaka başkalarının acılarına empati kurmaya yürekten kararlılıkla başlamalıdır. Bu uğurda yaptığımız herhangi bir eylem doğru olanı yapmaya yönelmiş bir yürekten kaynaklanan güdülere dayanmalıdır.
  2. İrademizi çatışmalı durumlarda daima barışı arzulamak üzere eğitmeliyiz. Bu savaşı istememeye yönelik pasif bir tutumla değil; barışı istemeye yönelik aktif yüreğin eylemleriyle ifade bulmalıdır. İçtenlikle barışı arzuladığımızda boş klişeleri sıralamak yerine ciddiyetle barış için dua edebiliriz.
  3. Gerçek adaletin yerini bulmasını istemeliyiz. Dünyaya adaletin geldiğini görmek istemek doğru bir tutumdur. Pek çok peygamberin mesajı bu olduğu gibi, Mezmurlar kitabı boyunca da bunu görürüz. Hristiyanlar olarak, bize intikam ve nefretten çok daha iyi bir yol olduğunu gösteren İsa’nın örneğinden ve öğretisinden yararlanma ayrıcalığına sahibiz. Tanrı’nın dünyayı kötülükten arındırmasını ve zorbalar yüzünden acı çekenlerin hakkını savunacak bir yargı getirmesini istiyoruz. O yüzden yüreğimizin kin ve intikam tuzağına düşmemesi için dikkatli olmalıyız.
  4. Acı çekenler için dua etmeliyiz. Kutsal Kitap Tanrı’nın ezilenlerin tarafında olduğunu net bir biçimde ifade eder. Bu yüzden Tanrı’nın halkı da ezilenlerin tarafında olmalıdır. Onların acısına ortak olmanın yanı sıra onlar için dua etmek de bizim görevimizdir.
  5. Bilgi sahibi olmayı amaçlamalıyız. Her konuda uzman olamayız ama Hristiyanlar olarak acı çekmekte olan insanları göz ardı etmek gibi bir lüksümüz yok. Konuyla ilgili bilgi sahibi olmak empati ve şefkat gösterme yolunda atabileceğimiz en küçük adımdır. Burada Hristiyanların, dedikodu, komplo teorileri ve spekülasyonları sürdürmemeye; bunun yerine itibarlı kaynakları kullanmaya özen göstermesi gerektiğini vurgulamakta fayda var.
  6. Yetkili makamlara yazarak, sosyal medya dahil tüm araçlar aracılığıyla mağdurlarla dayanışma içinde olduğumuzu ve ezilen tarafın yanında olduğumuzu gösterebiliriz.
  7. Tanrı’nın planının dünyadaki tüm kötülükleri tevhit edebilecek derecede kapsamlı olduğuna ve O’nun savaş gibi korkunç trajedileri bile kendi yüceliği ve sevdiği insanların iyiliği için tersine çevirebilecek kudrette olduğuna güvenmek bazen içsel güç ve odaklanma gerektiren manevi bir prensiptir. Tam anlamıyla güveniyor olmamız, elbette ortaya çıkan trajedilerin ciddiyetini azımsayacağımız anlamına gelmez. Kötü kötüdür; savunmamız ya da bahane üretmemiz kesinlikle söz konusu olamaz. Dünyadaki tüm kötülüğe rağmen Tanrı’nın dünyayı dönüştürmek üzere etkin olduğuna ve planının işlemekte olduğuna inanıyoruz.

Elbette doğru yönde ilerleyen içten motivasyonlar, bazen yardım etmenin pratik yollarını bulmak zor olsa da doğru eylemlerle sonuçlanacaktır. Bu yüzden, irademizi şartlar ne olursa olsun barışı istemek üzere dönüştürmek için gereken içsel çabayı göstermenin asla zaman kaybı olmadığını ve hatta çoğunlukla çaresizlik gibi duyguların panzehri olduğunu vurgulamak istiyorum.

Buna ek olarak, adaletsizliğin mağduru olanların yanında durmamızın öneminin de altını çizmek isterim. İnsanların ezildiği, ciddi anlamda zarar gördüğü bir durum karşısında “tarafsız” kalmak ya da taraf tutmaktan kaçınmaya çalışmak bilge ya da adil bir tavır değildir. Aksine, adaletsizliği görüp kayıtsız kalmak haksızlığa katkıda bulunmaktır. Sevgi pasif değildir; başkalarının iyiliğini istemeye yönelik aktif bir seçimdir, bu başkaları düşmanlarımız olsa bile. Sevgi kötülüğü savunmayı ya da haksızlığa katkıda bulunmayı içinde barındırmaz; ancak kötü ya da adaletsiz olanı doğru ve uygun yollarla bildirmeyi gerektirir. Bu hafta, Ukrayna halkının Putin ve onun emirleriyle hareket edenlerin kötü eylemleri sonucunda haksız yere acı çektiğine üzülerek tanık oluyoruz.

Mezhep yelpazesinin dört bir yanından Hristiyan liderler, dünyanın her yerinden Hristiyanları Ukrayna halkı için dua etmeye ve oruç tutmaya davet etti. Bunun şu anda zorbalığın ve kötülüğün mağduru olan Ukrayna halkıyla dayanışma ve birlik içinde olduğumuzu göstermek için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Ben dua ve oruca katılmayı planlıyorum ve sizi de katılmaya davet etmek istiyorum.

Ryan Keating

Pastör ve Teolog

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bizi takip edin!

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip ederek dergimizle ilgili son güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Your Header Sidebar area is currently empty. Hurry up and add some widgets.